Sokak Muhabbetleri: Serkan Tekin

Farklı ve şaşırtıcı fotoğrafları illaki instagramda karşınıza çıkmıştır. Kişisel olarak da tanıdığım ve işlerini beğenerek, bazen de şaşkınlıkla takip ettiğim Serkan Tekin ile fotoğrafa yolculuğuna dair konuştuk.

Biraz kendinden bahseder misin?

Merhabalar. Ben Serkan Tekin. 1982 Eskişehir doğumluyum. (Aslen Ankaralıyım.) Evliyim ve 10 yaşında bir kızım var. Kendimle ilgili en güzel şeyi geçenlerde kızımdan duydum aslında: ‘Babacım sen kendini fotoğrafa adamışsın’ dedi konuşmamız arasında. Gerçekten de öyle.  İstanbul kazan ben kepçe dolaşan, kendi halinde bir fotoğrafçıyım. Fotoğrafa, edebiyata, sinemaya, müziğe kaptırmışım kendimi. Sanatta mizahı, absürdlüğü ve soyutlamayı/soyutlanmayı seviyorum. Sokakları kullanarak da kendimi sevdiğim şekilde ifade etmeye çalışıyorum. İstanbul’un sokakları da hepsini veriyor tabii ki. Geçenlerde okudum, Hemingway Paris için söylemiş : ” Öyle bir şehirdir ki, sen ne kadar istersen o kadar verir.” Paris’i bilmiyorum ama İstanbul öyle bir şehir. Sen ne kadar istersen, gezersen, gözlersen, iletişim kurursan, ararsan, cesursan, deliysen, doluysan… O kadar verir.

Fotoğrafa dair ilk anın nedir?

– Küçükken ev sahibimizin yurt dışından getirdiği fotoğraf makinesi vardı. Fotoğrafı çektikten sonra filmi elimde sallayarak heyecanla fotoğrafın ortaya çıkmasını beklerdim. Aklıma gelen ilk anı bu.

Fotoğrafa nasıl başladın?

Fotoğrafa başlamam yaklaşık 6 sene önce, aniden oldu aslında. Edebiyattan, sinemadan, müzikten kısacası sanattan keyif alsam da hep tüketim, hep tüketim olmamalı, kendim bir şeyler üretmeliyim dedim ve içimdeki ‘Fotoğraf’ diyen sesi dinleyerek ilk fotoğraf makinemi aldım. 

Seni Sokak Fotoğrafçılığına ne yönlendirdi ve sokak fotoğrafına nasıl bir yaklaşımın var?

Fotoğraf makinemi aldığımdan itibaren sokaklardaydım aslında ama kafam karışıktı. Ne yapmalıydım, nasıl yapmalıydım emin değildim. Fotoğraf gruplarının gezilerine katıldım bir süre, burada hakkını vermek isterim ki Luminary Collective’in şehir içi/dışı gezileri ve değerli ekibi fotoğraf adına çok şeyler kattı, çok faydalı zamanlar geçirdim onlarla. Fotoğrafı ve fotoğraf makinemi tanıdıkça, sokaklara ve insanlara alıştıkça o kafa karışıklığı gitmeye başladı. Anlatmak istediğim her şeyin sokaklarda olduğunu anladım. Mizah da sokaktaydı, acı da… Güzel ve çirkin, iyi ve kötü, canlı ve cansız, biçim ve hikaye, normal ve anormal, gerçek ve hatta gerçeküstü… hepsi sokaktaydı. Bilim kurgu ya da fantastik işler bile yapabilirdin sokaklarda. Böylece yavaş yavaş bağlandım sokak fotoğrafçılığına ve sokaklara.

Sokak fotoğrafına yaklaşımım çok basit aslında. Benim amacım kendimi, gerçekten bakış açıma göre ifade etmek; aracım fotoğraf makinem; kaynağım da sokaklar, sokağın o an sundukları, benim o an görebildiklerim. Bu düşünceyle kendimi rahatça sokağa bırakıyorum. Sokak fotoğrafı benim için o kadar önemli bir alan ki, orada mutlu oluyorum, orada oynuyorum, orada içimi döküyorum, orada bir şeyler deniyorum. Biçimin ve hikayenin bir taraftan farkında olarak, bir taraftan da onlardan sıyrılarak mümkün olduğunca mizahi, absürd ve alışılmışın dışında anları kovalıyorum. Çünkü yıllardır bunları ektim kendime ve ister istemez de bunları biçiyorum/çekiyorum.

Fotoğrafa yeni başlayan haline ne gibi tavsiyeler verirdin?

Sokaktaki insanlarla iletişim kurmaktan hiç çekinmemesini söyler ve uygulamalı birkaç örnek vererek rahatça makineyi doğrultup, deklanşöre basmasını söylerdim. Şimdi çok rahat olsam da, başlangıçta beni çok sıkan bir durumdu.

İlham aldığın fotoğrafçılar kimler?

Ülkemizde ve dünyada sevdiğim çok fotoğrafçı var. Ama iş ilham aldıklarıma gelince ilk aklıma gelenler Bruce Gilden (Hastasıyım), Erdal Kınacı, Martin Parr, Matt Stuart, Charalampos Kydonakis … kafasındaki fotoğrafçılar. Deneysel, sıra dışı, güldüren, düşündüren işler görmek beni çok motive ediyor. 

Seni en çok etkileyen 5 fotoğraf kitabı hangileridir?

Fotoğraf üzerine yazılmış kitapları kastediyorsak, şu kitapları çok beğeniyorum. 

  • Bu fotoğrafları neden çekiyoruz – Haluk Çobanoğlu
  • Fotoğraf neden kusursuz olmak zorunda değildir – Jackie Higgins
  • Fotoğraf, Zihinsel Şey – Tufan Palalı
  • Bir fotoğrafı anlamak – John Berger
  • Camera Lucida – Roland Barthes

Fotoğraf çekmeyi sevdiğin yerler.

İstanbul gerçekten çok zengin bir şehir sokak fotoğrafı için. İstiklal Caddesi, Eminönü, Karaköy ve Kadıköy benim favori mekanlarımdır. Buralardayken daha görünmez ve umursamaz hissediyorum kendimi, bu da rahatlık veriyor. Genellikle aynı mekanlarda dolaşıyorum. Bazen dezavantajmış gibi gelse de bu, hep aynı yerler, gözümüz alışıyor diye düşünsek de aslında öyle değil. Birincisi aynı mekanlarda farklı işler üretmek düşüncesi beni daha da derinlere, detaylara odaklıyor. İkincisi de, burası İstanbul, sürprizlerle dolu. Kalabalık caddelerinden ara sokaklarına, ne zaman ne ile karşılaşacağımı bilemiyorsunuz. Zamana ve mekana akıyorum buralarda. Bir de ister boş olsun, ister dolu sahilleri çok seviyorum.

Zamanla fotoğrafa yaklaşımın ve tarzın nasıl değişti?

On yaşında bir kızım var demiştim, ismi Umay, fotoğrafa yaklaşımımın ve tarzımın değişimini biraz onun büyümesine benzetiyorum. Değişimin nasıl olduğunu pek fark edemiyorum sürekli birlikte olduğumuz için ama bir bakmışım artık kıyafeti küçük geliyor, saçlar uzamış, beğenileri değişmiş vs. … Fotoğrafa yaklaşımım da değişti/değişiyor tabi ki ancak bu değişim ne zaman ve nasıl oldu tam olarak bilemiyorum. Hem bireysel birikim hem de ülkemizdeki ve dünyadaki değişimler bu açıdan bizi çok etkiliyor.

Tarzım konusuna gelirsek, benim tarzım sanırım çok basit ve net : Sıradanlıktan sıyrılmak istiyorum. Sevdiğimi, istediğimi çekmek istiyorum. Farklı teknikler deniyorum mümkün olduğunca.  Mizahı, gizemi, tuhaf ve garip işleri çok seven biri olarak, bunu fotoğrafa da katmak istiyorum. Zaman içinde tarzımdaki en önemli değişim, daha özgünlük konusunda daha bilinçli ve rahat olmam diyebilirim. 

Hikayesini sevdiğin bir fotoğrafın var mı ve bizimle hikayesini paylaşır mısın?

Tabii ki. Karaköy alt geçitte Ali Dayı vardı, şapka satardı yaz kış. Vardı diyorum çünkü rahmetli oldu geçen sene. Yıllardır tanırım, neredeyse her hafta karşılaşır, selamlaşırdık ama hiç fotoğrafını çekmemiştim. Sürekli çay, çorba ısmarlamak isterdi. Ben teklif ve ısrar edince de kabul etmezdi. Gönlü zengin bir adamdı.

Geçen sene Nisan ayıydı, karşılaştık yine, lafladık biraz. Sami Uçan’dan bahsetti, fotoğrafını çekmiş ve kitabında yer vererek hediye etmiş Ali Dayı’ya, çok mutluydu. Hatıra olarak ben de bir fotoğrafını çekmek istedim, ama acele etmek yok dedim. Tamam dedi. O anlamlı ifadesiyle baktı ve bu fotoğrafı çektim. Kısa bir süre sonra da vefat ettiğini öğrendim. Benim için geriye bu fotoğrafı kaldı. Hala Karaköy altgeçitte gözlerim onu arar.

10 – Kullandığın ekipman ne ve sence ekipman ne kadar önemli?

– Halen Nikon D7200 kullanıyorum. Geçen sene uzun bir süre Fujifilm XT-2 de kullandım. Her iki makineyi de çok seviyorum. Ben markası/modeli ne olursa olsun, o an kullandığım fotoğraf makinesini önemserim. İhtiyaçlarımı karşılıyorsa ne ala. 18-140 mm ve 10-24 mm olmak üzere 2 objektifim var. Genellikle geniş açılı olanı kullanıyorum.

Fotoğraftan, yaratıcılıktan, özgün işlerden daha çok fotoğraf makinesini önemsememeli fotoğrafçı. Bir fotoğrafçıyla karşılaştığımızda fotoğraf makinesinin markasından önce yüzüne bakmak lazım mesela 🙂 . Şaka bir yana, ekipman önemli tabii ki ama daha da önemlisi sahip olduğun ekipmanı tanımak ve sevmek, teknikleri öğrenmek. Sokak fotoğrafı için özellikle anlık ve hızlı kararlar vermek şart. Diyafram, enstantane, netleme, ölçüm… hemen karar verip, hızla gereken ayarları uygulayabilmeli. Yoksa fotoğraf kaçar. Fotoğraf makinem ihtiyaçlarımı karşılıyorsa o bana yeter kısacası.   

Bir de, hani çoğu zaman sokakta görünmez olmak lazım deriz ya, bunun için öncelikle fotoğraf makinemizi bir parçamız gibi hissetmemiz şart. Elimizde olsun, boynumuz da olsun   

Hızlı soru cevap bölümü

Renkli mi siyah beyaz mı?

Siyah beyazı da çok severim ama renkli tercihimdir. Ama çok da canlı, parlak renkler değil.

Fotoğraf çekerken müzik mi yoksa sokağın sesini mi dinlemeyi tercih edersin?

Müzik eşliğinde sokağı gözlemlemek çok keyif veriyor bana. Fotoğraflarıma nasıl ve ne ölçüde etki ediyor bilemiyorum ama o anki motivasyonumu ve ruh halimi bir şekilde yönlendirdiği kesin.

Bir sahne üzerinde mi çalışmayı mı yoksa yürürken karşına çıkan anları mı fotoğraflamayı tercih edersin?

İki seçenek arasında kaldım 🙂 Yürürken karşıma çıkan anlar/sahneler üzerine enine boyuna çalışırım.  

Fotoğraf çekmeye tek başına mı çıkmayı tercih ediyorsun yoksa diğer fotoğrafçılarla mı?

Tek başıma çıkarım. Yanımda biri olunca dikkat dağılıyor ister istemez, gözlem yapmak ve etrafa odaklanmak zorlaşıyor. 

Tek bir lens seçme şansın var hangi odak uzunluğunu seçersin?

Kendi makinem için odak uzunluğu 11-16 mm arası olan bir lens seçerdim.

Gelecekteki planlarından biraz bahseder misin?

Her şeyden önce sahip olduğum ruhu/tutkuyu kaybetmeden fotoğraf çekmeye devam etmek istiyorum. Fotoğraf benim için çok önemli bir iletişim aracı. Gelecekte biraz daha proje odaklı çalışmak istiyorum. Ama bunların hemen tüketilmesini değil, uzun vadede de olsa bir kitapta ya da sergide yer almasını çok istiyorum. 

Son olarak bu keyifli röportaj için sana çok teşekkür ediyorum. Sokak Hikayeleri’nde olmak mutluluk verici.  

Serkan Tekin’in işlerine şuradan ulaşabilirsiniz:

Instagram: @umagumag

Facebook: @serkan.tekin.umagumag

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s