Sokak Muhabbetleri: Rana Öztürk

Biraz kendinden bahseder misin?

1977 Antakya doğumluyum. Zonguldak Karaelmas Üniversitesi el sanatları bölümü mezunuyum, ilk fotoğraf dersini orda almıştım, ama sadece ders ve anı fotoğrafı üretmekten öteye gitmeyen bir süreçti. Daha sonra Okul öncesi öğretmenliği okudum. Şu anda da Okul öncesi öğretmenliği yapıyorum. 2015 ten bu yana Mersin fotoğraf derneği üyesiyim. Mültecileri konu alan ‘Bahar yeli’ adlı projem ilk belgesel fotoğraf disipliniyle gerçekleştirdiğim projemdi. Sonrasında ‘ İstanbul beklemez’, ‘Pluviam’, ‘Suyun yüzü’ sokak fotoğrafı anlayışıyla yürüttüğüm diğer projelerimdi. TFSF nin öncülüğünde yürütülen ve içinde yer almaktan hoşnut olduğum ‘Göç’ projesinde fotoğraflarımla yer aldım. Aynı zamanda Türkiye’nin çeşitli yerlerinde karma sergilerde yer aldım.

Fotoğrafa dair ilk anın ne?

Henüz küçüğüm, yaşımın kaç olduğunu hatırlayamayacak kadar küçüğüm. Annemle babamın hassasiyetle baktıkları, özel, izinsiz asla dokunulmayan fotoğraf albümü vardı. İçinde bizim fotoğraflarımız vardı ama, içindeki fotoğraflarından çok albümün kapağı ilgimi çekiyordu. Kapakta bir kadın ve bir erkek çok özel giyinmişler ve el eleler. Anneme kapaktakilerin kim olduğunu sorduğumda prens Charles ve prenses Diana cevabını almıştım. Albümün kapağına bakıp bakıp bu prens ve prenses ne kadar mutlu, neden prenses kıyafeti gelinlikli değilde etek ve ceket giymişti. Neden bizim albümdeler, annemler onları nerden tanıyor ,babam onlarla tanışmış mıydı diye fotoğrafa dalardım sürekli.. Yıllar sonra televizyonda prenses Diana ve prens Charles’ın aslında fotoğraftaki gibi hiç mutlu olmadıklarını öğrenmiştim. Diana’nın Şaibeli bir kaza sonucu ölümüyle de prenseslerin bile her istediğini yapamadıklarını öğrenmiştim.

Fotoğrafa nasıl başladın?

Fotoğrafa küçüklüğümden beri ilgim vardı, lise yıllarında elime geçen her analog makineyle fotoğraf çekiyordum. Hepside anı fotoğrafıydı. Yıllarca anı fotoğrafçılığını geçmeyen bu süreçten sonra 2014’te fotoğrafa yeniden başka bir bakışla bakmak istedim, araştırdım, sordum, yürüdüm, koştum, durdum, izledim ve çektim. 5 yıl öncesinde de MFD çatısı altında açılan Workshopunu Özcan yurdalanın verdiği Belgesel Atölyesine katılarak Belgesel fotoğraf disiplini ile ilgili bilgiler edindim.

Seni sokak fotoğrafçılığına ne yönlendirdi ve sokak fotoğrafçılığına nasıl bir yaklaşımın var?

Kayıt altına alma, belge oluşturma, tanıklık etme aslında çıkış noktam bu üçleme olmuştur. Magnum fotoğrafçılarından herkes gibi ben de çok etkilendim, onların hayata tanıklıkları ve bunu yaparken ki kompoziyon yaratıcılıkları ve ne olursa olsun sıradışı kendilerine özgü estetiklerinden çok etkilendim. Bütün bu düşünceler beni Belgesel ve sokak fotoğrafı üretmeye yönlendirdi. Yaklaşımım ise tüm bu düşüncelerimin aksine kurallar içine hapsedilmemiş yaratımlar. Sınırlandırılmayı ya da kural konulmasını sevmiyorum. Açıkçası belli kurallar çerçevesinde özgür ve yaratıcı deneyimler elde edemeyeceğimizi düşündüğümden kendimi sokak fotoğrafçısı kimliği üzerinden de sınıflandırmıyorum. Benim için sokakta, evde, okulda, hastanede, insanoğlunun ayak bastığı herhangi bir yerinde çektiğim fotoğrafın derdi ; Haberli- habersiz, etik- etikdişı , flaşlı-flaşsız, absürd-hiciv olması değil görselin içindeki anlatı ile kurduğum yada kuramadığım ilişkidir.

Fotoğrafa yeni başlayan haline ne gibi tavsiyeler verirdin?

‘’Çok ukalasın, biraz daha mütevazi olmayı deneyip hiçbirşey bilmediğini unutma 😉 ‘’ Ve hala kendime sık sık tavsiye ettiğim bir şeydir. 

İlham “aldığın fotoğrafçılar kimler?

En başta Josef Koudelka benim için bambaşkadır. Sonrasında Vivian Marier ve Alex Webb. Ayrıca Alain Laboile’nin fotoğraflarına hayranım.

Seni en çok etkileyen 5 fotoğraf kitabı hangileri?

John Berger -Görme Biçimleri
Susan Sontag -Fotoğraf Üzerine
John Berger- Bir Fotoğrafı Anlamak
Sebastıao Salgado-Toprağımdan Yeryüzüne
Özcan Yurdalan-Belgesel Fotoğraf ve Fotoröportaj

Fotoğraf çekmeyi sevdiğin yerler?

Mersin de yaşıyorum, İstanbul’a az gitmeme rağmen İstanbul’da fotoğraf çekmeyi çok sevdim. İstanbul için her zaman kullandığım bir terim var ”Taşı fotoğraf, toprağı fotoğrafçı ”diye. Mersin bu anlamda İstanbul kadar zengin değil. Ama genel olarak deniz sevdiğimden ve bu şehirde tüm sokaklar beni denizle buluşturduğundan olsa gerek Mersin’de deniz kenarlarında fotoğraf çekmeyi daha çok seviyorum 🙂

Zamanla fotoğrafa yaklaşımın ve tarzın nasıl değişti?

Çokta değişti denemez, Yeni kompozisyonlar, yeni açılar, yeni teknikler denemeyi her zaman seviyordum, hala da seviyorum. Gittiğim mekanlarda yeni kompozisyonlar deniyorum. Görünmeyen bir ayrıntıyı, bir bütünün birkaç öğesini ayrıştırıp bende bıraktığı çağrışımı kadraja almak, bazen de arka katmanı hikayeye almak çok keyifli. Sokak fotoğrafında mimariden, ışık-gölgeden çok insan odaklı duyguları, davranışları, anları fotoğraflamaya çalışmak önceliğim oluyor. Ve klasik kurallara uymamayı da seviyorum. Kadraj benim elimde ve ben istediğim gibi dolduruyorum Bazen kadrajdan henüz çıkmış birinin eli, henüz kadraja giren birinin yüzü gibi .

Hikayesini sevdiğin bir fotoğrafın var mı ve bizimle hikayesini paylaşır mısın?

Evet aslında çokça var ama özellikle fotoğrafa yeni başladığım dönemlerde çektiğim bir fotoğrafla duygusal bir bağ kurduğumu düşünürüm. Mültecileri özellikle de Domları konu aldığım bir belgesel projemde mülteci kampındaki insanları fotoğraflıyordum. Bir yıla yakın o kampa gittim geldim ve oradaki çoğu insan artık beni gördüklerinde hiç kasılmıyor ve ne yapıyorlarsa onu yapmaya devam ediyorlardı, Bir gün bir çadırın önünde konuşan kadınları fotoğraflıyordum birden yaşlı kadının önüne bir tavuk gelir ve o tavuğu kaptığı gibi yüzünü bana döner, Tavuğu yüzüne doğru getirir ve hadi bizi böyle çek der gibi bakar bana, o anı fotoğraflamayı unutamam çünkü o mülteci kadını bana sanki ‘mutluluğun fotoğrafını çek hadi’ demişti. Kendimi bir an Emir Kusturica’nın Çingeneler zamanı filminde hissetim. O an kulaklarımda Goran Bregoviç müziğiyle basmıştım deklanşöre.

Kullandığın ekipman ne ve sence ekipman ne kadar önemli?

Canon 650 D 18-55 mm lens, Fotoğrafa başladığımdan beri tek ekipmanım bu, arada makinem tamirciye gittiğinde arkadaşlarımdan ödünç ekipman kullandığım olmuştur. Fotoğraf makinemin yanımda olmadığı ya da makineyi doğrultmamın doğru olmadığına inandığım zamanlarda ise cep telefonumu kullanıyorum. Fotoğrafa başladığımdan ekipmanın önemli olduğunu sanıyordum ve satın alırken çok kaygılıydım. Zamanla En iyi ekipmanın yanınızda çalışır durumda olan ekipman olduğunu anlıyorusunuz. Üstelik tek ekipman kullandığınızda onun bütün sınırlarını zorlamasına tanıklık ediyorsunuz ve makinenizle aranızda duygusal bir bağ kurduğunuzu farkediyorsunuz. 

Gelecekteki planlarından biraz bahseder misin?

Elbette fotoğrafı bir ifade biçimi olarak kullanmaya devam edeceğim. Toplumsal sosyolojik yapıda tanıklık ettiklerimi, psikolojik boyutta algi ve çağrışımların bende yaratıklarını çekmeye devam edeceğim. Özellikle de şuan hala üzerinde çalıştığım ‘Benden içeri’ adlı projemi kitaplaştırmayıda çok istiyorum.

Rana Öztürk’ün işlerine şuradan ulaşabilirsiniz:

Instagram: @rana.ozturk33

Kerem Nasipoglu

Social documentary photographer & Content creator

Sokak Muhabbetleri: Rana Öztürk” için bir yanıt

haticeguresonemoreinternational için bir cevap yazın Cevabı iptal et

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s