Su ve Vicdan Nöbeti: Kaz Dağlarında Neler Oluyor?

Kaz Dağlarındaki ağaç katliamı ve insanların tepkisi bir süredir sosyal medyada yoğun olarak karşımıza çıkıyor. Ben de Kaz Dağları’nda neler oluyor, olayın aslı nedir kendi gözlerimle görmek için çadırımı kaptım ve 27 Temmuz’dan beri devam eden Su ve Vicdan Nöbeti’nin gerçekleştiği Kirazlı Balaban tepesine gittim. Orada geçirdiğim 4 gün boyunca hem yapılan tahribatın boyutlarını görüp belgeleme imkanı buldum, hem de kamp alanında yaşayan diğer doğa severlerin düşüncelerini öğrenme şansı yakaladım. İDA Dayanışma Derneği Başkanı Ekrem Akgül ile yaptığım söyleşi,Kaz Dağları’ndaki maden kazısı ve çevreye etkisi ile ilgili ayrıntılı bilgiler veriyor. Söyleşiden satırbaşlar:

Kaz dağlarında neler oluyor?

Çanakkale halkı ve bütün stk’lar içinde buraya yönelik bir mücadele var. Bu şirketin (Alamos Gold) 2009 yılında buraya ayak basmasından itibaren yürütülen bürokratik işlemler, fizibilite raporları, izinler ve sonrasındaki ÇED sürecinden itibaren de direniş gelişmeye başladı. Önceleri hukuksal zeminde gitti, hukuksal zemin hala sürüyor ve bunu destekleyen meşru zeminde de eylemler, basın açıklamaları ve halkın farkındalığına yönelik çalışmalar başladı.

Her ne kadar burası Kaz Dağı değil diye idda etseler de, buralar Kaz Dağları Ekosistemi. Kaz Dağı 1775 metre olan en yüksek olanı. Ama etrafında bir ekosistem var ve biz bu ekosistemin tam içindeyiz. Tamam, altını Kaz Dağında aramıyorsun ama Balaban Dağında arıyorsun. Balaban da bu dağlar silsilesinin içinde. Coğrafi olarak Kaz Dağları Ekosisteminin içindeyiz yani.

Yaklaşık 20 yıldan beri Çanakkale üzerinde termik santral kabusu var. Bu termik santrallerle başlayan sürecin yanında şimdi de bu metalik madencilik çıktı karşımıza. 1998 yılında ilk santral planlaması sonrası, termik santrallerin bölgedeki insan yaşamı ve doğa üzerindeki etkilerine dair sunduğumuz öngörüler ile başladı mücadelemiz. Gördük ki o zamanki bütün öngörülerimiz termik santral yapımı başladığından itibaren gerçekleşmeye başladı. Burada da kalmadı, şu anda 5 tane santral faaliyette. Önceleri buna destek çıkan halkın ise bu santrallere olan tepkileri çok geç de olsa başladı. Fakat burada kalmayacak, metalik madencilik nedeniyle Kaz Dağları ekosistemin yok edilmesiyle birlikte toprağın kirlenmesi, havanın kirlenmesi, suyun kirlenmesi insan sağlığı yanında, bu bölgenin tarım ekonomisini de etkileyecek. Çanakkale, Türkiye’nin yaş meyve sebze ihtiyacının %9 unu karşılayan tarımsal ekonomiye sahip. Ayrıca bu madenin Çanakkale’nin tek içme ve kullanma su kaynağı olan Akhisar Barajının uzak mesafe koruma alanının hemen üzerinde bulunması nedeniyle, buralarda insan yaşamını etkileyeceğine dair çok net veriler var önümüzde

Örneğin bu barajın hemen üzerinde işletme açıldığında barajın  su toplama havzası olumsuz etkilendi. Hatta kirlilik daha sondaj aşamasında başladı. Kırk altı bin metre sondaj yapıldı bu sahada. Sondaj sırasında birçok kimyasal kullanılıyor, kirletici kimyasallar bunlar. İçinde bir takım polimerler var, bentonit var, gres yağı var, mazot var. Dolayısıyla sondaj borusu indiğinde yer altındaki akifer adı verilen bağımsız su hazneleri delindiği için oradaki sondaj çamuru bütün suları kirletiyor. Daha sondaj aşamasında burada “benim 60 tane keçim öldü” diyen çoban var. Gitseniz bu yakın köylere, bu çobanlarla konuşabilirsiniz. Ama çaresiz insanlar. Belki birazcık tazmin edilmiştir zararları, belki birtakım paralar verilmiştir, ama bu, bu bölgede hayvancılığı bitiren bir adımdır. Düşünün bir de bu sadece sondaj aşamasında. Oysa bu altın şirketi üretime geçtiğinde bir damla siyanür sulara ve toprağa karıştığında artık bunun geri dönüşü olmayacak. Maden ömrü 6 sene sürecek bir yatırımın ama 100 yıl sürecek olumsuz etkisi bu topluma mal ediliyorsa bu yatırım yatırım olmaktan çıkmıştır. 

Ne nöbeti bu?

Nöbet çadırlarında kalıyoruz, insanları buraya davet ediyoruz ve başlarına  ne geleceğini gösteriyoruz. Gören insanların tepkisi de başka oluyor. İnsanlarla sokakta buluşuyoruz. Çok güzel bir şey gösterdi Çanakkale halkı. Dağın başı burası, dağın başına geldi insanlar, sırf bu nöbete katılmak için geldiler. Bu kentin içinde olan bir yürüyüş değil, kentin içinde yürüyüşe katılmak kolaydır, ama özel olarak buraya geldiler. Bunu çok önemsiyoruz. Buradaki bütün insanlar yaşamı savunuyor. Bu kamptan tüm Türkiye’ye çok önemli mesajlar gittiğini düşünüyoruz. 

Verilen zarar ne kadar?

Şu anda bulunduğumuz coğrafyada 613 hektar alanda tamamen yeşil orman örtüsünün kaldırıldığını görüyoruz. Madenin kapısına gittiğimiz zaman orada daha düne kadar çok canlı bir yaşam vardı, yani en küçük mikroorganizmasından tutun florası, faunası, börtüsü böceği kurdu kuşu bir hayat vardı, şimdi yok. Neden yok? Çünkü o ekosistem artık bozuldu, yeşil örtü üstünden kaldırıldı. Bir daha yerine ne kadar ağaç dikerseniz dikin orman yapamazsınız. Orman sadece dikilmiş ağaç ya da ağaçlandırılmış bölgeden ibaret değildir, orman bütün canlı varlığıyla ormandır. Maalesef şimdi orada çıplak bir toprak var.

Daha ne kadar ağaç kesilecek?

Burada henüz kirlilik yaygınlaşmadı. Ama yeşil örtü kaybı çok fazla. Şu an şirketin açtığı alan 204 hektar. ÇED alanı 2000 hektar. Hesap çok basit. Şu an 10 da birini kesmiş değiller. ÇED alanında kesilecek ağaç sayısı 4 milyondur. Bir de şöyle bir değişiklik yaptılar, ormancılardan öğreniyoruz biz de, şimdiye kadar ağaç kalibresi olarak 8 cm çaplı ağaçları envantere alıyorlarmış, şu an 18 cm kuturdaki ağaçları ağaç sayıyorlar. Yani bebekleri hesaba katmıyorlar ve diyor ki Orman Genel Müdürlüğü sadece 13400 ağaç kesildi. Bunun da parası 2 yıl önce 5 milyon dolar olarak yatırıldı. Ormansızlaştırma bedelini ödedik diyorlar. Bu neyi karşılar siz kalibrasyonu değiştiriyorsunuz. 8 cm kuturlu ağacı ağaç sayarken, bunu 18 cm kuturlu ağaca çıkartıyorsunuz. 18 cm kuturlu ağaç demek en az 20 yaşında demek. 10 yaşındaki ağaç değil mi, 5 yaşındaki ağaç değil mi. Bu şuna benzer, Türkiye nüfusunu sayıyorsunuz, çocuk ve bebekleri saymıyorsunuz. İşte o 200 bin hesabının içinde bunlar yok. Sonra diyorlar ki 13400 ağaç kestik, parasını da yatırdılar. Bu hesaplar bu kadar kolay değil, bu kadar basit değil.

Sonra burası karma bir orman, doğal bir orman. Diyorlar ki yerine ağaç diktik. Sen ne dikersen dik, diktiğin ağaç kaç yılda büyüyecek? Nerede o kaybedilen zaman? 20 yaşındaki ağacı kestin, parmak kalınlığında fidan diktin, kaç yıl sonra o ağaç olacak? Hem orası artık ağaçlandırılmış bölgedir orman değil. Orman toprağıyla, florasıyla, faunasıyla, oradaki en gözle görülmeyen mikroskobik canlısıyla ormandır. Orada hayat nasıl yeşerecek? Kaldı ki sen hangi ağacı diktin. Çam kestin, onun yanı başında kayın var, onun yanı başında meşe var, bunlar birlikte büyüyor. Karma orman, doğal orman, oraya hemen 2 tane fidan göstermelik dikerek olmaz. Şu ormanı kaldırdığınızda yerine yenisini nasıl getirebilirsiniz?

Siyanürün etkileri neler?

Yeraltı ve yağan yağmurlarla yer üstüne karışacak olan siyanürlü atıklar barajı destekleyen bu derelerle barajı da kirleteceği için artık bu barajdan ne içme suyu olarak ne de kullanma suyu olarak yararlanmak mümkün olmayacak. Bu barajın kanal sistemiyle en küçük bahçeden en geniş tarım alanına kadar sulama yapılıyor. Hayvancılık yapılan yerlerde insanlar hayvanlarını buradan suluyorlar. Ev işlerinde kullanma suyu olarak kullanılıyor, banyo yaparken, yüzünü yıkarken, çocuğunu yıkarken, dişini fırçalarken, hep taksit taksit zehirleyecek bir etki sözkonusu. Çünkü siyanürle ayrıştırılan bir madencilik sözkonusu, bu siyanürle ayrıştırmanın yüzyıllar sürecek bir etkisi olabilir.

Siyanürle yıkanmış  ve içinden cevher alınmış olan o atık havzalar buradaki atık çukurlarına atılacak, oralarda biriktirilecek. Üstüne yağan yağmurlarla yer altı ve yer üstü sularına karışacak ve akabinde güneş açtığında da hidrojen siyanür olarak buharlaşacak. Hidrojen siyanür, kayalarda bağlı bulunan ve patlatmalarla ortaya çıkacak ağır metallerin etkisi ve o bağlı bulunan ağır metalleri çözeceği üzere, başta arsenik olmak üzere birçok ağır metal yine kirletici etki olarak etrafa yayılacaktır ve bunun uzun süre yaşamı etkileyeceğini düşünüyoruz. Hidrojen siyanür buharlaşması etrafta henüz kaldırılmamış yeşil örtüyü de kurutacağı için artık burada uzun süre yeniden bir orman varlığının gelişmesi söz konusu olmayacak.

İşin ekonomik boyutu nedir?

Tenör değeri patlatılacak ve içinde cevher olan kayanın  siyanürle yıkandıktan sonra elde edilecek gramajıdır. Altının gramajıdır. Bu madende tenör değeri 0.6 ile 0.75 oranındadır. Yani 1 gram yoktur. Böyle madenciliği anca Türkiye’de yaparsın. Bizim maden yasamız izin veriyor buna. Hiçbir gelişmiş ülkede, hiçbir gelişmiş Avrupa ülkesinde bu tenor değeriyle metalik madencilik yapmanıza izin vermezler. Ama bizim maden yasamız o kadar çok değiştiriliyor ki. En son Şubat 2019’da değiştirilen 10 maddede devlet payından bile feragat edildi. Yani değerli madenlerde %4 e kadar çıkabilir diye madde konulmuş olan maden yasasında, şu anda devlet alacağı o haktan bile vazgeçebiliyor. Şöyle bir şart koymuşlar: Eğer maden şirketi bu cevheri kendi ocağında zenginleştirirse, zenginleştirme tesisi kurarsa, cevheri alıp yurtdışına götürmez burada işlerse, devlet payından %75 feragat edilebilir. Yani artık burada devlet payından vs söz edemeyiz. Bu işletme, 160 milyon dolar yatırım sermayesi getirecek, henüz getirilenin  100 milyon olduğundan bahsediliyor. 250 milyon dolar da işletme sermayesi getirecek, toplamda 410 milyon dolarla girilecek buraya. Sermaye koyacak ve bu para Türkiye bankalarında 6 yıl duracak. Fakat giderken ne götürecek? Tam 4.2 milyar dolar! Altının onsu 1400 lira, 350 dolardan sözleşmeler yapılmış. Kaldı ki şurada bozduğu doğanın, bozduğu ekosistemin, yerinden yurdundan ettiği kurdun kuşun asla ve asla parasal değerlerle ölçülemez. Tarımsal ekonominin kaybedilecek olması bu paralarla ölçülemez.

Bunlar hiçbir fayda maliyet analizinde ifade edilemeyecek kadar önemlidir. Çünkü yatırım sermayesi, işletme sermayesi ve kar hesaplanıyor. Hani orman, hani su, hani insan? Bunlar yok. Bakın, gelişmiş ülkelerde fayda maliyet analizlerinde o bölgede yaşayan insan, toplum, bunun ekonomik etkileri, sağlığının etkilenmesi hesaba katılır. Eğer siz bir yere bir şeyi kuruyorsanız onun insan sağlığına etkilerini de raporlamanız lazım. Yani insanlar orada 10 yıl sonra kanser olacaksa siz istediğiniz kader kanser hastanesi açın, istediğiniz kadar kanser ilacı ithal edin, bunun sizin o yatırımdan elde ettiğiniz ve topluma mal olmuş faydası ile insana mal olmuş faturasını karşılaştırdığınızda burada asla fayda yoktur. Yani batıda çoktan toplumsal maaliyet analizlere girmişken, bizde sadece yatırım, işletme ve kar, toplamda 3 kalem var. İşte en büyük eksiklik burada. Insan yok, toplum yok, insanın sağlığı yok, orman yok, doğa yok, su yok toprak yok. Bütün bunları ihmal eden fayda maliyet analiziyle de buraya geliyoruz. Insanın içinde bulunmadığı hiçbir yatırım, insana etkilerinin dikkate alınmadığı hiçbir yatırım toplumsal fayda sağlamaz. Bütün kavgamız budur, bugün de yaptığımız asıl şey budur, tepki budur.

İnsanlar nasıl bilgilendiriliyor?

Yıllardan beri çektiğimiz fotoğrafları, görselleri medya ve sosyal medyadan yayınlayarak insanlarda farkındalık oluşturmaya çalıştık. Ama canlı gözle görmenin etkilerinin çok daha fazla olduğunu gördük. Bunu da biz şu nöbet mahallinden ve otobüslerle gelen insanları alıp maden alanına götürdüğümüzde fark ettik. Bu bütün Türkiye’de, hatta yurt dışına taşan bir etki yarattı. Nihayet diyoruz ki Çanakkale halkı başına ne geleceğini gördü. İşte bugün biz bu yüzden sokaktayız.

Çanakkale tarihinde belki görülmemiş bir tepki oluştu. Sadece Çanakkale değil, Türkiye’nin çeşitli yerlerinden insanların buraya akın etmesi sayesinde, Türkiye’nin birçok yerinde doğa tahribatının ne denli arttığı ortaya çıktı. Yani Türkiye’nin kazılmadık, patlatılmadık dağı taşı kalmayacak. Metalik madenciliğin, termik santrallerin toplumun geleceğini ne şekilde etkileyeceği görülmeye başlandı. Burada da Kaz Dağları Ekosistemine yapılan bu saldırının çok etkili olduğunu, bunun da Türkiye’nin her yerindeki doğa tahribatına karşı uyanışı tetiklediğini düşünüyorum. 

Bundan sonra ne yapacak?

Halkı işin içince katmaktı, halkta bir farkındalık yaratmaktı amacımız. Mesela Cerattepe konum olarak da Artvin’in hemen üzerinde olduğu için, 3 -3,5 km yukarıda bir iş makinesinin çalıştığında şehirden hemen görürsünüz. Onlar da hemen olaya müdahale ederler. Kaparlar dükkanları, kahvehaneler boşalır, hemen giderler makineyi durdururlar. 30 yıla yayılmış bir mücadele bu. Fakat Çanakkale’de durum böyle değil. Mesafe olarak 30 km uzağındayız Çanakkale’nin. İnsanları hemen toplayıp getirme şansımız yok, olayı hemen canlı gözle göremiyoruz. Geliyoruz keşif yapıyoruz, bakıyoruz burada bir faaliyet var, hemen gidiyoruz yayınlar, fotoğraflar sonra halkın bunu anlaması için 1 ay zaman geçiyor. Fiziki şartlar çok zor olduğu için şu kampı kurup otobüsle gelen insanlara madeni gösterdikten sonra işler tamamen değişti.

Buradan Türkiye’nin hangi doğa parçasına bir yara açılmışsa, umarım el ele tutuşur bu yaşam alanlarımızı koruyabiliriz. Aksi halde ne doğa tanıyacaklar, ne insan tanıyacaklar, ne de toplum tanıyacaklar. Umuyorum ki Türkiye’nin her yerinde doğa tahribatı durumunda artık insanlar bunun sonucunun kendilerine nasıl yansıyacağını farkederler. Artvin Cerattepe, Sinop, Akkuyu, Hasankeyf , Munzur (olduğu gibi maden alanı ilan edildi munzur çayı)… bu uyanış sanırım çok daha yankı yapacak ve biz hep birlikte, her yöre bir Kaz Dağıymışçasına el ele tutuşacağız, doğamıza, geleceğimize sahip çıkacağız. Böyle olmazsa eğer çok karanlık yerle gideceğiz.

Yazı ve Fotoğraflar: Kerem Nasipoğlu


Kerem Nasipoglu

Social documentary photographer & Content creator

Su ve Vicdan Nöbeti: Kaz Dağlarında Neler Oluyor?’ için 2 yanıt

  1. Kaleminize sağlık, işin mesleki boyutunda olduğum için minik bir parçalanma ile geri dönüşü olmayan olaylar dizisi meydana gelecek. Yazdığınız her satırı okurken bir kez daha yüreğimde, bu acı tazelendi.

    Beğen

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s